|
M ESLEK SEÇİMİNDE BİLİNMESİ GEREKENLER...Bazı gençlerin, meslek seçimi gibi önemli bir kararı oluştururken yukarıda belirtilen gelişim görevini gerektiği ölçüde yerine getiremedikleri ve bu yüzden mutsuz oldukları gözlenmektedir. Meslek seçimi kararının sağlıklı bir biçimde oluşturulmasını güçleştiren bazı etmenler vardır. Bunların bir bölümünü gençlerin çalışma dünyası ve insan nitelikleri hakkında edinmiş oldukları bir takım inançlar ve genellemeler oluşturmaktadır. Aşağıda, yükseköğrenim görmek isteyen gençlerin dile getirdiği bazı yargılar tartışılmıştır: Ülkemizde insanlar istedikleri mesleklere
giremiyorlar: Bu yargı hatalı bir
genellemedir. Bir kısım gencin yoksulluk nedeni ile istediği mesleğe
giremediği doğrudur. Ne var ki istenilen mesleğe girememenin sadece
maddi yetersizlikten ileri gelmediği, varlıklı oldukları halde yanlış
alanlara yönelen gençlerin de var olduğu gözlenmektedir. Bu kişilerin
hatası, girmek istedikleri mesleklerin niteliklerine uygun olup olmadığını
sorgulamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu gençler az sayıda seçkin
öğrenci alan ve başarılı olmak için üstün akademik yetenek yanında
sürekli ve düzenli çalışma alışkanlığı da gerektiren eğitim
programlarına özenmekte, giremeyince hayal kırıklığına uğramaktadır.
İnsanın toplumda saygı görmesi için saygın bir mesleğin üyesi olması gerekir: Saygı görme, her insanın en doğal hakkıdır. Ancak bunu saygın bir mesleğin üyesi olarak sağlama beklentisi pek gerçekçi değildir. Ayrıca meslekleri saygın olan ve olmayanlar olarak ayırmak da doğru değildir. İnsan bir mesleğin başarılı bir üyesi olursa saygınlık kazanır. Bu da sahip olduğu yetenekleri gerektiren, ilgi duyduğu etkinlikleri ( meslek görevlerini ) içeren bir mesleğin üyesi olmakla gerçekleşebilir. Bir kimsenin, niteliklerine uymayan bir mesleğe girmesi, zayıf bir olasılıkla da olsa, mümkün olabilir ama o mesleğin başarılı, saygın bir üyesi olma olasılığı yoktur. Yaşam boyu sürdüreceğim mesleğimi seçme aşamasındayım:
Üniversiteye başvurma dönemine girmiş gençlerin dile
getirdikleri bu ifade pek çok kişi için doğru ve geçerli olabilir.
Ancak çok hızlı bir değişimin yaşanmakta olduğu çağımızda
insanların ömürlerini tek bir meslekle tamamlama olasılığının
azalmakta olduğu gözlenmektedir. Bilim ve teknoloji geliştikçe
meslek çeşitleri de hızla artmakta, bir yandan bazı meslekler çalışma
yaşamından silinirken bir yandan da yeni meslekler ortaya çıkmaktadır.
Bu gelişmeler karşısında, yirmi birinci yüz yılda bir insanın
meslek yaşamı boyunca ortalama üç- beş meslek değiştireceği öngörülmektedir.
Bundan, çok değil, yirmi beş otuz yıl önce üniversite adaylarına
yaşamlarının en önemli kararını vermekte oldukları, meslek seçerken
çok dikkatli olmaları gerektiği yolunda uyarılarda bulunulurdu. Gerçi
üniversite programlarına öğrenci yerleştirme işlemlerinde, puanların
ondalık basamaklarındaki ince farkların dahi dikkate alındığı ve
bir kere bir programa yerleştikten sonra ikinci yıl program değiştirmenin
zor olduğu bir sistemde hala dikkatli olmak gerekmektedir. Ancak bir
kimsenin kendini tanıması oldukça zor olduğu gibi, insanda gelişim
ve değişim süreci yaşam boyu devam etmektedir. Ayrıca insanların
çoğu birden fazla yetenek türüne sahiptir ve birden çok alanla
ilgili işleri yapmaktan hoşlanabilmektedir. Bu nedenle bir kişi, bir
değil birden fazla meslekte mutlu ve başarılı olabilmektedir. Bu
olgu özellikle üstün yetenekli kişiler için geçerlidir. Böyle
kimseler hem fen hem toplum bilimlerinde, hem sanat hem de dil- edebiyat
alanlarında başarılı olabilmektedirler. Leonardo da Vinci gibi
dehaların yaşamları boyunca çok değişik alanlarda üstün kalitede
ürün verdikleri bilinmektedir. Çağımızda olanaklar sadece üstün
nitelikli kişilere değil ortalama insanlara da değişik yeteneklerini
kullanma ve geliştirme ortamı sağlamaktadır. Halen üniversiteler ya
programlarından bazılarını iki alanda diploma verecek şekilde oluşturmaya
ya da değişik alanlardan seçimlik dersler açarak öğrencilerin çok
yönlü yetişmelerini sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu uygulamanın
yakın gelecekte yaygınlaşacağı beklenebilir. İnsan ancak dört yıllık bir üniversite eğitimi
görürse güvenceli ve saygın bir meslek edinebilir:
Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi yeterince gelişmediği için
insanlar yükseköğretim gördükleri takdirde güvenceli bir meslek
edineceklerini düşünüyorlar. Bazı gençler ise iki yıllık önlisans
programlarını yüksek eğitim saymamakta, lisans eğitiminin kazanç
ve iş bulma açısından daha avantajlı olduğunu düşünmektedirler.
Oysa yalnız iki yıllık değil, dört yıllık yükseköğretim
programlarını bitiren gençler de düzenli ve iyi bir gelir sağlayan
bir iş bulmakta zorluk çekmektedirler. Devlet sektöründe çalışma
alanları giderek daralmaktadır. Özel sektörde iyi bir üniversiteden
alınmış diploma iş bulma önemli rol oynasa da işte
tutunma ve ilerleme diplomadan çok yeterliliğin kanıtlanmasına
bağlıdır. Kendini iyi yetiştirmiş bir tekniker sıradan bir mühendisten
daha uzun süre işini koruyabilir ve ilerleyebilir. İyi üniversite derken genellikle yabancı dille ( İngilizce)
öğretim yapan üniversiteler kastedilmektedir. Yabancı dille öğretim
yapan üniversitelerin tercih edilme nedenlerinin biri de bu kurumlardan
mezun olanların özel sektör tarafından tercih edildiği inancıdır.
Geçmişte bu inancı destekleyici örnekler çoktu. Ancak son yıllarda
gazetelerdeki iş ilanlarında bu yoldaki tercihler artık eski sıklıkta
görülmemektedir. Çünkü Türkçe eğitim yapan bazı üniversiteler
yabancı dil öğretimine de özel önem vermeye başlamışlardır. Öte
yandan yabancı dili sadece üniversitenin bir yıllık hazırlık sınıfında
öğrenme olanağı bulan öğrenciler, o dile yeterince hakim olamadıklarından,
öğretimi izlemede zorluk çekmekte, bunun sonucu olarak, alan
bilgisini de yeterince edinememektedirler. Bu durum özellikle sosyal
bilim alanındaki programlar için geçerlidir. Öğretimi izleyebilecek
kadar yabancı dili bir yılda öğrenme umudu olmayanların yabancı
dille öğretim yapan programları tercih etmemeleri iyi olur.
Üniversiteler gençlerin iş bulma olanaklarını artırmak için programlara çeşitli seçimlik dersler konmakta, bazı üniversitelerde ana dal, yan dal adı altında programlar oluşturulmaktadır. Örneğin bir kimsenin ana dalı psikoloji, yan dalı sosyoloji olabilmektedir. Bazı üniversitelerde iki daldan diploma almak mümkündür. Yükseköğretimin lisans programlarından birini
bitirdikten sonra benzer başka bir alanda lisansüstü eğitim görme
olanağı vardır. Hatta kararlı bir iş bulmak için böyle bir eğitime
gerek de vardır. Örneğin fizik mezunu bir genç bilgisayar, eğitim
alanından mezun olan işletme alanında üst eğitim görebilmektedir.
Bundan başka, pek çok kişi, belli bir alanda çalışırken kurumların
açtığı hizmet-içi eğitim programlarını ya da üniversitelerde
verilen sertifika programlarını tamamlayarak farklı alanlara geçmektedirler. Gençlerin hangi mesleği seçtiği değil, bu hızlı
değişime ayak uydurabilmek için ne gibi bilgi ve becerilerle donanmış
olduğu önemlidir. Böyle bir dünyaya hazırlanmak için gençlerin
kendilerini şu alanlarda yetiştirmeleri gerekmektedir:
Ülkemizde mesleklerin toplumsal saygınlık düzeylerinin
çok farklı oluşu gençlerin tercihlerini belirlemelerinde ve bunları
sıralamalarında çok önemli rol oynamaktadır. Sırf yeteneği kanıtlamak
için yüksek puanla öğrenci alan programları tercih etmek ve
bunlardan ön sıralardaki birine girebilmek için sınavda doğru yanıtlanması
gereken soruların hesabını yapmak yeterli değildir. Bu tür
hedeflerine erişen nice öğrencinin, bir süre sonra, bulundukları
durumdan hoşnut kalmadıkları, eğitimi yarım bırakarak ya da
bitirdikten sonra yapılarına daha uygun alanlara geçtikleri gözlenmektedir.
Sadece akademik konuları öğrenme gücünü kanıtlama ve
meslek yolu ile saygınlık kazanma düşüncesi ile verilen
kararlar hem kişinin mutsuz olmasına hem de aile ve ülke için
ekonomik kayba yol açmaktadır. Bu nedenle gençlerin tercihlerini
kesinleştirmeden önce kendilerini çok iyi dinlemeleri, kişiliklerinin
başka yönlerini de dikkatle ve ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalışmaları
uygun olur. İnsan, her canlı gibi, yaşamı boyunca bir takım
gelişim evrelerinden geçer. Kişilik gelişimi insanın toplumsallaşması,
içinde yaşadığı toplumun beklentilerini yerine getirebilmesi için
gerekli tutumları ve iletişim becerilerini kazanması sürecidir. Bu
gelişim süreci zihinsel ve duygusal gelişim başlıkları altında
bilimsel olarak incelenmektedir. Yirminci asrın ortasından itibaren
buna Mesleki Gelişim adı verilen bir boyut eklenmiştir.
Mesleki gelişim bireyin giderek karmaşıklaşan çalışma yaşamında
kendine uygun bir yer edinmesi ve o ortamda kendini gerçekleştirebilmesi
için gerekli davranışları geliştirme süreci olarak tanımlanabilir.
Gençlerin kendilerini tanımalarını güçleştiren
etmenleri şöyle belirleyebiliriz:
Sağlıklı bir meslek kararı verebilmenin diğer bir koşulu seçenekler konusunda bilgi sahibi olmaktır. Oysa gençlerin eğitim ve meslek seçenekleri hakkında bilgilerinin yetersiz ve çok kere de yanlış olduğu gözlenmektedir. Gözlemler ve araştırmalar üniversiteye gelen öğrencilerin ilk aylarda yarıdan fazlasının bulundukları bölümden memnun olmadıklarını göstermektedir. Bunların bir kısmı, hakkında bilgi sahibi olmadıkları bölümleri tercih etmek zorunda kaldıklarını, bir kısmı ise isteyerek geldikleri bölümde aradıklarını bulamadıklarını ifade etmekte ve bir sonraki yıl alan değiştirme planları yapmaktadırlar. Neyse ki bunların önemli bir bölümü yıl sonuna doğru bulundukları alanın kendilerine uygun olduğunu fark edip ona bağlanmaya başlamaktadırlar. Eğitim sistemimiz öğrencilerin çoğunu ilköğretimin sonunda bir meslek eğitimi seçmeye bir kısmını ise bir yıl sonra alan seçmeye zorlamaktadır. Bu yaştaki seçimlerin çoğu ana babaların yönlendirmesi ile gerçekleşmektedir. Onların da bir çok seçenekten habersiz olarak bu işlemi yürüttükleri gözlenmektedir. Oysa gençlerin, geleceklerini yakından ilgilendiren bir konuda karar vermeden önce, kendilerine açık olanakları araştırmaya girişmeleri, eğitim ve meslek seçenekleri hakkında bilgi edinme çabası göstermeleri gerekir. Gençlerin böyle bir girişimde bulunmalarını engelleyen bazı psikolojik ve toplumsal nedenler vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
İnsanın yaradılışını, gerçek özelliklerini tanıması, kendini doğru değerlendirmesi kolay gerçekleştirilecek bir hedef değildir. Bu özellikle deneyimi az ve kendini kanıtlama çabasında olan gençler için daha da zordur. İnsanların kendilerini tanımalarını engelleyen en önemli etmen başkaları tarafından beğenilme, kabul görme arzusudur. Kendini başkalarının ölçütlerine göre değerlendiren kişi büyük olasılıkla kendi gerçeğinden uzaklaşacak, kendi özüne uymayan bir öz kavramı geliştirecektir. Doğru ve gerçekçi bir öz kavramı geliştirmenin ön koşulu çevrenin beklentilerine ve değerlendirmelerine aşırı derecede duyarlı olmamaktır. İçsel özgürlüğünü geliştirmiş kişi kendini inceleyerek doğasını tanıyabilir. Doğasını tanımak isteyen kişinin yapacağı iş değişik ortamlarda neler yaşadığını, çeşitli durumlar ve olaylar karşısında neler hissettiğini sık sık gözden geçirmek ve bu yaşantılarının adını koymaktır. Başkalarının önem verdiği özelliklerine sahip olduğuna kendini inandırmaya çalışan, başkalarının önem vermediği özelliklerini bastırmaya çalışan kişi, doğasına yabancılaşmaya ve gizilgüçlerini kullanamamaktan ileri gelen bir uyumsuzluk yaşamaya adaydır.ÖSYM adayların kendilerini tanımaları, yükseköğretim programları hakkında bilgi edinmeleri için bazı ölçme araçları ve yayınlar hazırlatmıştır. Bunlardan Kendini Değerlendirme Envanteri on üç, BİLDEMER ( Bilgisayar Destekli Meslek Rehberliği ) programı altı yıldır, ve “Üniversiteler, Yükseköğretim Programları ve Meslekler Rehberi” adlı kaynak kitap on beş yıldır okullarda ve dershanelerde kullanılmaktadır. Programları ve meslekleri tanıtan kaynak kitaptaki bilgiler internet sayfalarımıza aktarılmıştır. Kendini ve çevresindeki olanakları tanımaya yatkın bir kişi bu kaynaklara erişmekte zorluk çekmeyecektir. Karar Verme ( Belli bir seçeneğe yönelme )Meslek gelişiminin bu aşamasında yapılacak iş, yukarıda açıklanan iki alanda edinilen bilgilerin birlikte değerlendirilmesi, istenilir yönleri en fazla, istenmeyen yönleri en az ve erişme olasılığı yüksek seçeneğin bulunmasıdır. Karar verme süreci, yukarıda açıklanan iki gelişim görevinin başarı ile tamamlanması halinde başarı ile gerçekleştirilen zevkli bir işlem olabilir. Kendisi ve çevresi hakkında bilgisi yetersiz, iddiaları yüksek, aşırı kaygılı, sorumluluğunun bilincine erememiş kişilerin bu aşamada farklı davranışlar sergiledikleri görülmektedir. Örneğin kendine güvensiz kişiler, başkalarının (aile büyükleri, arkadaşlar vb.) daha iyi bilecekleri düşüncesi ile, kararı başkalarına bırakmakta ya da başkalarının kararlarını benimseyip uygulamaktadırlar. Aşırı kaygılı kişilerin tepkisi iki türlü olmaktadır. Bunlar ya hemen kararı kesinleştirmek için acele etmekte, ya da seçenekleri en ince ayrıntısı ile inceleme, başka seçenekler arama, çabalarını bir türlü sona erdirememekte ve kararlarını kesinleştirememektedirler. Sorumsuz kişiler de kararı en son güne bırakmaktadırlar ama geçen süre zarfında karar verme konusunu düşünmemeyi tercih etmektedirler. Karar verirken bazı insanlar sezgilerine, bazıları mantıklarına bazıları ise başkalarına güvenmektedirler. Karar verme konusunda sorunlu bir grup daha vardır ki, bunlar kronik kararsızlardır. Bu kimseler hiçbir seçeneği kendilerine uygun bulmamakta; karar verme zorunda kaldıklarında hiç bir seçeneğe uzun süre bağlanamamakta, sık sık karar değiştirmektedirler. Sonuçta hangi seçeneği benimserlerse benimsesinler gözleri daima başka seçeneklerde kalmaktadır. Meslek Seçimi konusunda verilecek karar, dayanağını kişinin özünden almalıdır. Kişilik gelişimleri sağlıklı olan, özlerini tanıyan ve onu gerçekleştirme çabasında olan kimseler gerek kendileri gerekse çevre olanaklarına ilişkin doğru, ayrıntılı ve gerçekçi bilgilere sahip olduklarından, doğru karar vermekte güçlük çekmemektedirler. Çünkü kendi ile barışık kişilerin karar verme sürecinde, kendilerine ve seçeneklere ilişkin gerçekleri çarpıtma, bazılarını yok sayma gibi, bilinçli ya da bilinçdışı etmenlerin yeri yoktur. Aşağıda biri kendini ve çevresindeki olanakları özgürce araştıran, diğeri ailesinin istekleri doğrultusunda davranan, bir diğeri ise kendi sınırlarını bilmeyen ve program seçme işlemini ciddiye almayan üç gencin meslek gelişimi öyküsü örnek olarak verilmiştir: Örnek-1 “Genellikle başarılı bir öğrenci sayılırım. Bunu kısmen düzenli çalışmama borçluyum diyebilirim. İlköğretim döneminde takdirler, teşekkürler aldımsa da Anadolu liseleri sınavını kazanamadım. Puanım az farkla yeterli olamadı. Lisede fen derslerim iyi sayılırdı. Yani kırık not almamıştım. Matematikte komşumuzun oğlundan ders almak suretiyle geçer not alıyordum. Fizik ve kimyada da durumum pek farklı değildi ; öğretmenin öğrettiklerini evde düzenli tekrarlamak suretiyle öğrenebiliyordum ama farklı bir problem sorulduğunda bocalıyordum. Onun için bu derslerde geçer not aldığım zaman mutlu oluyordum. Biyolojide durumum çok daha iyi idi. Hatta bu alana özel ilgim bile var diyebilirim. Kır gezilerinde çevredeki hayvan ve bitkileri fark eder onlardan örnekler toplarım. Bu şekilde bir kelebek koleksiyonu da yaptım. Akvaryumumda çeşitli balıklarım ve bir de kuşum vardı. Öğretmenime biyoloji laboratuarının düzenlenmesine yardım ettiğimde bu işten çok hoşlandığımı fark etmiştim. İnsanların ruh durumlarını, belli olaylar karşısında neler hissettiklerini incelemek ve sorunlarını dinleyip yardımcı olmak da bence çok ilginç bir uğraşı olarak görünüyordu. Boş zamanlarımda psikoloji ile ilgili hikaye ve romanlar okumaya çalışıyordum. Gelecekteki mesleğim aile içinde tartışıldığında herkes bir meslek öneriyordu. Babam eczacı, annem doktor, dayım ise inşaat mühendisi olmamı önermişti. Arkadaşlarım da mühendisliği düşünüyorlardı. Ben önerilen tüm meslekleri tanıtıcı yayınları okudum. En başarılı olduğum ve ilgi duyduğum alan biyoloji olduğu için onunla ilgili yayınları özellikle inceledim. Bu arada biyoloji ile ilgili meslek olarak fizik antropolojiyi tanıdım. Ancak tercih listeme önce veterinerlik, sona doğru da biyoloji programlarını yazdım. İyi bir veteriner olabilirsem evcil hayvan kliniği açmayı veya evcil hayvan yetiştirip satmayı düşünüyordum. Bu iyi kazanç getirecek bir iş olarak görünüyordu bana. Biyoloji alanına girersem de hedefim aynı olacaktı. Sonunda bir biyoloji programına yerleşebildim. Biyoloji bölümünü iyi bir derece ile bitirdim Şimdi yüksek lisans eğitimi görüyorum ve bir yandan da bir hayvan hastanesinde yardımcı eleman olarak çalışıyorum. Bir biyoloji bölümüne araştırma görevlisi olarak girebilir ya da biyoloji öğretmeni olabilirim Ama gelecekte kuş, köpek, kedi gibi evcil hayvan yetiştiren bir yer açmak idealimden vazgeçmiş değilim.” Bu genç geçirdiği yaşantıları değerlendirerek neleri yapıp neleri yapamadığı, hangi etkinliklerden hoşlandığı konusunda açık bir fikre sahip olmuş, kendisini oldukça net bir biçimde ve uygun sözcüklerle ifade edecek kadar berrak bir benlik algısına erişmiş görünmektedir. Kişi aynı güvenle meslekleri de incelemiş ve kendine uygun bir alan belirlemiştir. Aile bireylerinin önerilerini, arkadaşlarının telkinlerini dikkate almış ama onlardan birine bağımlı kalmamış, öz yapısına saygılı davranarak, özünü gerçekleştirebileceği kariyer planı yapmıştır. Örnek- 2 “Ben tıp doktoru bir baba ile iktisatçı bir
annenin ikinci çocuğuyum. İlk çocukları özürlü olduğu için
annem babam benim doktor olmamı istiyorlardı. Her halde ağabeyimin
sorunları ile bu şekilde daha iyi ilgilenebileceğini düşünüyorlardı.
Ben okulda oldukça başarılı bir öğrenci idim. Hemen her dersten
ortalamanın üzerinde not alıyordum ama en güçlü yeteneğim sanat
alanında idi. Sekizinci sınıfta iken resim yarışmasında dünya
birincisi olmuştum. Ama babam vaktimi resimle geçirmemem için bana
gerekli resim malzemeleri almıyor, beni resimle uğraşırken gördükçe
fen derslerine çalışmamın daha iyi olacağını söylüyordu. Lisede
resim çalışmalarımı tamamen bırakıp bütün enerjimi fen alanındaki
derslere verdim. Bir çok arkadaşım gibi ben de bir dershaneye devam
ettim . Bu genç de sonunda özüne uygun bir mesleki ortam bulabilmiştir. Tıp eğitimi şu andaki işinin kalitesine önemli katkı sağlamaktadır kuşkusuz. Ama uzun, zahmetli ve masraflı bir eğitim olan tıp eğitimi, ekmeğini çizimle kazanmak isteyen bu genç için zorunlu muydu? Onun yerine hekimlik mesleğine bağlanabilecek başka bir genç yerleştirilmiş olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Örnek -3 “İlk yıl, üniversite tercih formumu dolduracağım günler yaklaştıkça içimi bir sıkıntı kaplıyordu. Çünkü annem öğretmen olmamı istiyordu. Evlenip çocuk sahibi olduğum zaman boş vakitlerim olabileceğini, evime vakit ayırabileceğimi düşünüyordu. Babam işletme - iktisat eğitimi görmemi öneriyordu. Ben ise çok sevdiğim bir arkadaşımın girmek istediği uluslararası ilişkiler bölümüne gitmeyi ve diplomat olmayı düşlüyordum. Okulda başarı düzeyim düşük, matematikten durumum daha da kötüydü. Ama ben okulda iyi öğretim yapılmadığına, dershaneye giderek kendimi geliştireceğime inanıyordum. Bu inançla iki yıl sürekli dershaneye devam ettim. Orada yapılan sınavlarda da puanım düşüktü. Öğretmenlerim istediğim bölüme girme olasılığımın çok düşük olduğunu söyledilerse de aldırmadım. Tercih bildirim formuma önce uluslararası ilişkiler alanı ile, daha sonra siyaset bilimi, kamu yönetimi gibi alanlarla ilgili programları yazdım. İlk yıl hiçbir yere yerleşemedim. Yine bir yıl dershaneye gidip aynı bölümleri yazdım ama son bir iki tercihimi de sosyolojiden yaptım. Fakat bir tercihimde kodlama hatası yapmışım . Zihin engelliler programına yerleştirildim. Bu bölümü bitirince zihinsel özürlü çocukların öğretmeni olurmuşum. Böyle bir meslek aklımın ucundan geçmiyordu. Annem bu programa kayıt yaptırmamı ve öğretmen olmamı istedi ama ben reddettim. Çünkü uluslararası ilişkilere girebilmeyi bir kere daha denemek ve on aylık vaktimi sınava hazırlanarak değerlendirmek istiyordum. Yine dershaneye gittim ama bu defa, bir önceki yıl bir programa yerleştirildiğim için ağırlıklı ortaöğretim puanım çok düştü. Zaten sınavda iyi bir puan da alamamıştım. Böylece üniversite eğitimi görme şansımı tümüyle kaybettim” Bu örnekte yeteneklerini iyi değerlendiremeyen, sınav
sisteminin özelliklerini bilmeyen ya da inceleme gereği duymayan,
dikkatsiz bir gencin yanlış kararları sonucunda fırsatları nasıl
yitirdiği görülmektedir. Bu örnekler gençlerin öncelikle akademik
yetenek düzeylerini iyi değerlendirmeleri, bir yükseköğretim
programına yerleşebilme ve üst düzeyde eğitim görebilme olasılıklarını
iyi değerlendirmelerinin ne kadar önemli olduğu görülmektedir.
Akademik yetenek düzeyi yüksek bir genç tercihlerini belirlerken alan
seçiminde hata yapsa bile bunu daha sonra düzeltme olanağını
bulabilir. Ama okul başarısı ve yetenek düzeyi sınırlı olan gençlerin
çok dikkatli davranmaları, yüksekten uçmamaları ve durumlarına
uygun eğitim alanlarında okumaktan mutlu olmayı bilmeleri çok önemlidir. Yükseköğretime Başvuracak Gençlere Öneriler Yükseköğretimde program tercihlerini belirleme aşamasında olan bir gencin şu hususları göz önünde bulundurması yararlı olur:
Sevgili üniversite adayları ÖSYM Tercih Bildirim Formunuzu doldurduktan sonra siz imzalayacaksınız. Bu demektir ki tercihlerinizin yapınıza uygunluğundan siz sorumlu olacaksınız. Bu sorumluluğu ne derece bilinçli olarak yerine getirirseniz gelecekte o derece halinden hoşnut bir kişi olabilirsiniz. Meslek yaşamınızı mutlu ve yararlı olabileceğiniz çalışma alanlarında sürdürebilmeniz dileği ile, Prof. Dr.Yıldız Kuzgun ÖSYM
|