Okuma, bir yazının harflerini, sözcüklerini, işaretlerini tanımak ve bunların anlamlarını kavramaktır. Bu eylem, görme, seslendirme yönlerinden fizyolojik; kavrama yönünden ruhsal bir süreçtir.
Anlama, yazının ya da konuşmanın ne demek istediğini algılamaktır; okuma ve dinleme etkinliğinin amacıdır. Yazılı sayfa, ilk bakışta bir belirtiler yığınıdır; zihin bu belirtiler karşısında ne denmek istendiğini kavramaya, ilgi kurmaya ve bir sonuca varmaya çağrılır.
Okuyucu bir yazıyı, o yazıdaki sözcükler üzerinde daha önceden edinmiş olduğu bilgilerle anlar. Ancak sözcükler, okuyucunun bilmediği anlamlarda da kullanılmış olabilir. Yazar sözcükleri istediği duygu ve düşünceleri yansıtacak biçimde kullanabilir. Ahmet Hamdi Tanpınar : "Yazar, kullandığı sözcükleri dilin sözlüğüne yeni bir anlamda gönderir." diyor. Amerikalı Ruhbilimci Thorndike : "Okurken zihin paragraftaki sözcüklerin saldırısına uğramış gibi olur. Yazarın ne dediğini doğru anlamak, amacını doğru kavramak için sözcükleri tanıyıp yabancılıklarını gidermek, amaca yakın gelen yönleriyle anlamlandırmak, konudaki yerlerini belirtmek, birbirleriyle ilgilerini bulmak zorundayız." diyor. Bu arada anlamını hiç bilmediğimiz sözcükler çıkabilir. Okuyucunun bunların da anlamlarını sözün gelişinden çıkarması gerekir.
Bir yazıyı anlamaya yalnız sözcüklerini bilmek de yetmez. Sözcüklerden cümlelerin anlamlarına, cümlelerden paragrafa ve sonra konuya ve ana düşünceye erişmek gerekir. Bilimsel gözlemlere göre yazının konusunu kavrama süreci şöyle gelişmektedir: Okuyucu ilk kavradığı anlamlar arasında ilişkiler arar; öncelik-sonralık ilgisi kurar; ayrıntılardan konuyu çözecek anahtara erişir ve sonra konunun sınırını belirler.
F.B. Davis, bir yazıyı anlamış olmak için altı amaca erişmiş olmayı gerekli bulur:
1- Yazının konusunu, görüşünü anlamak
2- Sözcükleri, sözcük kümelerinin anlamlarını kavramak
3- Yazının kuruluşunu kavrayıp izleyebilmek
4- Paragraftaki düşünceleri görebilmek
5- Söz sanatlarını anlamak
6- Yazıyla ilgili sorulara karşılık verebilmek
Gray ile Rogers da : "Bir yazıyı, yapıtı anlamak onu yorumlayabilmektir." derler. Ve yorumu; ana düşünceyi kavramak, yardımcı düşünceleri de kavramak, okuduğunu doğruluk ve geçerlilik yönlerinden ölçebilmek, anladığını davranışlarında uygulayabilmek olarak açıklarlar.
Anlama süreci, okuyucunun konuya, yazara, yazı türüne alışık olup olmadığına göre değişir. Bu okuduğumuz yazının niteliğine de bağlıdır. Bir polis raporu kolayca anlaşılır; ama söz sanatlarıyla dolu bir şiir bir okuyuşta anlaşılmaz. İyice anlaşılmak için birkaç kez okunmak ister.
Anlama yeteneği yaşla ilerler. Yaş ilerledikçe okuyucuda sözcük ve cümle anlamları oturmaya ve bunları tanıma ve değerlendirme yeteneği ilerlemeye başlar.
Okuduğunu anlayamamanın başlıca nedenleriyse, yazının dilinde bilinmeyen sözcüklerin çokluğu, anlatımın söz sanatlarıyla yüklü olması, konunun okuyucuya yabancı olması ve karşıt, tutarsız düşünceleri birleştirme çabasıdır.
Okuyucu yazıyı yalnızca kendisinde uyandırdığı izlenimlerle değerlendirirse öznel bir anlamaya gider. Bu da yazının yanlış ve eksik anlaşılmasına neden olur. Okuduğumuz yazıya yazarın bakış açısıyla bakmak ve yazıyı öyle değerlendirmek gerekir.
Bir yanlış anlama nedeni de yardımcı düşüncelerden birine takılıp kalmaktır. Bu durumda yazının asıl amacından sapmış oluruz ve yazının bize iletmek istediği asıl düşünceyi göremeyiz.
Anlama yeteneğini geliştirmek okuyucunun elindedir. Okuyucu, zihnini geliştirmeye ve anlamaya yararlı alışkanlıklar kazanmaya gayret ederse bu yeteneği gelişir. Bu da okumayla, yaşama yoluyla (gezme, görme, bilimsel gözlem, iş alanları ...), sanatsal etkinliklerle (sinema, tiyatro ...) ve bilgi edinmeye çalışmakla (konferanslar, açık oturumlar, tartışmalar ...) mümkün olur.
|